Haber Safir
GÜNDEM 02.08.2026 - 15:53

Web Sitesi Yaptırırken En Sık Yapılan 7 Hata

Web Sitesi Yaptırırken En Sık Yapılan 7 Hata

 

Web sitesi, çoğu işletme için bir kereye mahsus alınan ve sonrasında unutulan bir hizmet gibi görülüyor. Oysa site, işletmenin dijitaldeki tek kalıcı mülkü. Sosyal medya hesapları platformun kurallarına bağlı, reklam kampanyaları bütçe bitince duruyor; site ise doğru kurulduğunda yıllarca kendi başına müşteri getiriyor. Yanlış kurulduğunda ise fark edilmesi zor, telafisi pahalı bir yük haline geliyor.

Aşağıdaki yedi hata, sahada en sık karşılaşılan ve en çok paraya mal olan başlıklar.

1. Mobil deneyimi sonradan düşünmek

Türkiye'de ticari web sitelerine gelen trafiğin büyük çoğunluğu artık mobil cihazlardan geliyor. Buna rağmen birçok site hâlâ masaüstünde tasarlanıp mobile sıkıştırılıyor. Sonuç: telefonda okunmayan yazılar, yanlış hizalanmış görseller, parmakla basılamayacak kadar küçük butonlar. Ziyaretçi bu siteden çıkıp bir sonrakine geçiyor ve bu davranış arama motorlarına da olumsuz sinyal olarak gidiyor.

Doğru yaklaşım tersine çalışmak: önce mobil ekran tasarlanıyor, sonra masaüstüne genişletiliyor. Bu sırayla çalışıldığında hangi bilginin gerçekten önemli olduğu da kendiliğinden ortaya çıkıyor, çünkü küçük ekran fazlalığı affetmiyor.

2. Hızı görsel kaliteye feda etmek

Yüksek çözünürlüklü fotoğraflar sitenin görünümünü güçlendirir ama optimize edilmediklerinde açılış süresini saniyelerce uzatır. Üç saniyeyi aşan her gecikmede ziyaretçilerin belirgin bir kısmı siteyi terk ediyor. Özellikle mobil bağlantılarda bu etki daha sert hissediliyor.

Çözüm görselden vazgeçmek değil; doğru formatta, doğru boyutta ve gecikmeli yüklemeyle sunmak. İyi kurgulanmış bir sitede ziyaretçi ilk ekranı neredeyse anında görüyor, alt bölümlerdeki ağır içerikler ise kaydırdıkça yükleniyor.

3. Siteyi kim için yaptığını unutmak

Birçok kurumsal site, işletme sahibinin beğenisine göre şekilleniyor. Renkler, animasyonlar, giriş ekranları... Ancak siteyi ziyaret eden kişi işletme sahibi değil, bir sorunu olan ve çözüm arayan potansiyel müşteri. O kişinin ilk on saniyede üç soruya cevap bulması gerekiyor: Burası ne yapıyor? Bana uygun mu? Nasıl iletişime geçerim?

Bu üç cevap ilk ekranda net değilse, sitenin geri kalanı ne kadar iyi tasarlanmış olursa olsun sonucu değiştirmiyor.

4. İçeriği en sona bırakmak

Tasarım onaylanıp yazılım tamamlandıktan sonra "metinleri sonra göndeririz" denilen projeler, çoğunlukla aylarca yayına giremiyor. Daha kötüsü, aceleyle yazılan ya da rakip siteden uyarlanan metinlerle yayına alınıyor. Arama motorları açısından özgün olmayan içerik, sitenin görünürlüğünü doğrudan sınırlıyor.

İçerik, tasarımın sonrasında değil öncesinde ya da en azından paralelinde hazırlanmalı. Hangi sayfada hangi mesajın verileceği belliyse, tasarım da o mesajı taşıyacak şekilde kurgulanıyor.

5. Arama motoru altyapısını atlamak

Görsel olarak çok başarılı ama teknik altyapısı eksik siteler yaygın. Başlık etiketleri boş, sayfa adresleri anlamsız karakter dizileri, görsellerde alternatif metin yok, site haritası hiç oluşturulmamış. Bu site yayına girdiğinde güzel görünüyor ama arama sonuçlarında yok. İşletme daha sonra reklam vererek bu boşluğu kapatmaya çalışıyor ve kalıcı olmayan bir maliyete giriyor.

Teknik altyapı, site kurulurken yapıldığında ek maliyeti neredeyse sıfır. Sonradan eklendiğinde ise çoğu zaman sayfaların yeniden yapılandırılmasını gerektiriyor. Bu nedenle profesyonel bir Antalya web tasarım sürecinde optimizasyon, tasarımın ayrılmaz parçası olarak ele alınıyor.

6. Yönetilemeyen bir site teslim almak

Fiyat teklifi düşük görünen projelerde sık rastlanan durum: site teslim ediliyor ama işletme kendi başına bir telefon numarasını bile değiştiremiyor. Her küçük güncelleme için tekrar ajansa dönmek, hem zaman hem maliyet kaybı. Zamanla site güncellenmez hale geliyor, eski kampanyalar ve geçersiz bilgiler aylarca yayında kalıyor.

Teslimde mutlaka sorulmalı: İçerikleri kendim güncelleyebiliyor muyum? Yeni sayfa ekleyebiliyor muyum? Kısa bir eğitim veriliyor mu? Bu sorulara net cevap alınamıyorsa, düşük görünen fiyat gerçek maliyeti yansıtmıyor demektir.

7. Alan adı ve barındırmayı ajansa bırakmak

En kritik ve en çok mağduriyet yaratan başlık bu. Alan adı işletmenin adına değil ajansın adına kayıtlıysa, iş ilişkisi bittiğinde sitenin adresi üzerinde hiçbir hak kalmıyor. Yıllarca kartvizite basılmış, reklamlarda kullanılmış, arama motorlarında konum kazanmış bir adres bir anda erişilemez hale gelebiliyor.

Alan adı her zaman işletmenin kendi adına, kendi e-posta adresiyle kayıtlı olmalı. Barındırma hizmeti ajans üzerinden alınsa bile yönetim paneli erişimi işletmede bulunmalı. Bu, teknik bir ayrıntı değil, doğrudan mülkiyet meselesi.

Fiyat teklifleri neden bu kadar farklı?

Aynı iş için alınan tekliflerin arasında birkaç kat fark olması işletme sahiplerini haklı olarak tereddüde düşürüyor. Bu farkın kaynağı çoğunlukla kapsam belirsizliği. Düşük teklifler genellikle hazır bir şablonun renk ve logo değişikliğiyle uyarlanmasını kapsıyor; içerik yazımı, görsel üretimi, teknik optimizasyon ve teslim sonrası destek kapsam dışında kalıyor. Bu kalemler proje ilerledikçe ek ücret olarak geri geliyor ve toplam maliyet başlangıçta reddedilen teklifin üzerine çıkabiliyor.

Teklifleri karşılaştırırken sorulması gereken tek soru şu: bu bedele tam olarak neler dahil? Kaç sayfa, metinleri kim yazıyor, görselleri kim sağlıyor, mobil uyum test ediliyor mu, teslim sonrası kaç ay destek var, alan adı ve barındırma kimin adına. Bu altı başlık netleştiğinde teklifler karşılaştırılabilir hale geliyor ve fark çoğu zaman sanıldığı kadar büyük çıkmıyor.

Bir başka gizli maliyet kalemi de yeniden yapım. Yetersiz kurgulanmış bir site, ortalama iki yıl içinde baştan yaptırılmak zorunda kalıyor. Bu durumda işletme, aynı işi iki kez ödemiş ve arada geçen sürede kaybettiği görünürlüğü de hesaba katmamış oluyor.

Doğru başlangıç neye benziyor?

Sağlıklı bir web projesi, tasarım dosyasıyla değil sorularla başlıyor: İşletmenin hedef kitlesi kim, rakipler ne yapıyor, sitenin birincil amacı satış mı yoksa iletişim mi, hangi arama terimlerinde görünmek gerekiyor. Bu cevaplar netleştikten sonra çizilen bir site, hem daha hızlı hazırlanıyor hem de yayına girdiği ilk aydan itibaren iş üretiyor.

Sürecin tek elden yürütülmesi de belirgin fark yaratıyor. Tasarım, yazılım, içerik ve optimizasyonu farklı taraflara dağıtan projelerde sorumluluk sınırları bulanıklaşıyor ve aksaklıklarda kimse sahiplenmiyor. Majesty Ajans gibi bu kalemleri birlikte ele alan ekiplerle çalışıldığında, süreç hem daha kısa sürüyor hem de teslim sonrası destek tek muhatap üzerinden ilerliyor.

Yayına aldıktan sonra ne yapılmalı?

Site teslim alındığında iş bitmiyor, asıl ölçüm orada başlıyor. İlk yapılması gereken ziyaretçi takibinin kurulması: kaç kişi giriyor, hangi sayfalarda kalıyor, hangi noktada siteyi terk ediyor. Bu veriler olmadan sitenin işe yarayıp yaramadığı hakkında konuşmak mümkün değil. İkinci adım, iletişim formu ve telefon tıklamalarının ayrı ayrı işaretlenmesi; böylece siteden gelen gerçek talep sayısı görülebiliyor.

İlk üç aydan sonra elde edilen veriyle küçük ama etkili düzeltmeler yapılabiliyor. Çok ziyaret alan ama hiç dönüşüm üretmeyen bir sayfa, genellikle çağrısı zayıf olan sayfadır. Ziyaretçilerin yarısından fazlasının ilk ekranda terk ettiği bir sayfa ise ya yavaş açılıyordur ya da beklentiyi karşılamıyordur. Bu düzeltmeler yeniden tasarım gerektirmiyor, çoğu birkaç saatlik iş.

Web sitesi bir gider kalemi değil, doğru kurgulandığında yıllarca çalışan bir satış kanalı. Bu yedi hatadan kaçınmak ve yayın sonrası ölçümü kurmak, o kanalın ilk günden itibaren verimli işlemesini sağlıyor.

Sıradaki Haber Yükleniyor...

"Size daha iyi bir deneyim sunabilmek için sitemizde çerezler (cookies) kullanıyoruz.

antalya escort

bodrum escort

meritbet